Disosiyasyon, en basit haliyle zihnin “ben bu sahnede bulunmak istemiyorum” deyip kısa süreliğine kulise kaçmasıdır. Psikolojide “kopma” ya da “ayrışma” olarak tanımlanır. Kişi, kendini bulunduğu ortamdan, bedeninden ya da duygularından uzaklaşmış gibi hisseder.
Günlük hayattan örneklemek gerekirse:
- Sıkıcı bir toplantıda gözünüzü bir noktaya dikip, bir süre sonra konuşulanların hiçbirini hatırlamamak.
- Araba kullanırken bir anda “Ben buraya nasıl geldim?” diye düşünmek.
- Çok yoğun bir stres anında, sanki film izliyormuş gibi kendi yaşadıklarını dışarıdan seyretmek.
Disosiyasyon aslında zihnin bir savunma mekanizmasıdır. Yoğun kaygı, stres ya da travma anlarında kişi “gerçekliği bir süreliğine sessize alır.” Yani psikolojik sistem, fazla yükü kaldıramayınca kısa devre yapar.
Elbette bu durumun hafif formları gündelik yaşamda çok sık görülür. Hepimiz zaman zaman dalıp gideriz. Ancak disosiyasyon uzun sürer ya da kişinin işlevselliğini bozmaya başlarsa, bu durumda profesyonel bir destek almak gerekir.
İşin özü, disosiyasyon; zihnin “pause” tuşuna basması gibidir. Bazen işe yarar, bazen de oyunu devam ettirmek için kumandayı tekrar elinize almanız gerekir.