Hepimizin kafasında bazen gerçeklikle alakası olmayan senaryolar döner. Yolda yürürken “Ya şimdi bir yapımcı çıksa, beni keşfetse, dizi yıldızı olsam?” ya da sınavdan düşük not aldığınızda “Keşke Hogwarts’tan mektup gelse, bütün bu dertlerden kurtulsam” diye düşündüğünüz olmadı mı? İşte bu küçük senaryolar, fantezi kurma mekanizmasının ürünüdür.
Fantezi kurma, bireyin gerçek hayattaki sıkıntılarını, eksikliklerini veya tatmin edilmemiş arzularını zihinsel bir senaryo aracılığıyla telafi etmesidir. Yani gerçeklikte ulaşamadığımız şeyleri, bilinçdışımız “hiç sorun değil, ben hallederim” diyerek hayali dünyada bize sunar.
Günlük hayattan birkaç örnek:
- Çocukken ders çalışırken kendinizi sahada gol atan futbolcu gibi hayal etmek.
- Trafikte sıkışıp kalınca, aklınızda arabanızın uçup gittiği sahneleri canlandırmak.
- Patronunuz sizi eleştirdiğinde, eve gidince “Aslında ben CEO olsam…” diye senaryo yazmak.
Bu mekanizma çoğu zaman zararsızdır, hatta yaratıcılığı besleyen bir kaynaktır. Yazarların, sanatçıların, bilim insanlarının eserlerinin temelinde kimi zaman böyle hayaller vardır. Ancak fantezi dünyasına fazla dalmak, gerçeklikten kopmaya yol açabilir. Çünkü zihinsel tatmin, kişiyi gerçek sorunlarla yüzleşmekten alıkoyabilir.
Psikodinamik açıdan fantezi kurma, bir savunma mekanizmasıdır. Gerçek hayatın katı kuralları ve sınırları içinde sıkışan birey, zihinsel dünyasında özgürleşir. Bazen bu kaçış, ruh sağlığını koruyan bir sübap işlevi görür.
Kısacası fantezi kurma, zihnimizin “gerçekler acıysa hayaller tatlıdır” mottosuyla ürettiği küçük kaçamaklardır. Tadında bırakıldığında eğlenceli ve işlevseldir, ama sürekli orada yaşamak risklidir. Çünkü ne kadar istersek isteyelim, araba gerçekten uçmaz.