Freud, insan doğasını anlamak için “karanlık tarafa” uğramadan edememiştir. Ona göre içimizde yalnızca yaşama, üretme ve sevmeye yönelik bir güç (Eros) yoktur; aynı zamanda tam tersine yönelen, yani yıkmaya, sonlandırmaya ve “hiçe dönmeye” yönelik bir güç de vardır. İşte bu güç, Thanatos yani ölüm dürtüsüdür.
Thanatos, insanın varoluşunun en karanlık yanıdır. Basitçe “ölme isteği” değil; huzuru, dinginliği, hareketsizliği ve yokluğu arzulayan bilinçdışı bir eğilimdir. Yani bazen “Keşke her şey bitse de kurtulsam” gibi akla düşen düşüncelerin psikanalitik kökeninde Thanatos vardır.
Günlük hayattan örneklemek gerekirse;
- Ders çalışmanız gerekirken “Biraz uyusam da zaman geçse” diye düşünmek, Eros’un sesi değil Thanatos’un fısıltısıdır.
- Trafikte gereksiz kavgalar, yıkıcı tartışmalar veya kendi bedenine zarar verici davranışlar da bu dürtünün küçük yansımaları olabilir.
- Riskli davranışlara yönelmek (örneğin hız yaparken “bir şey olmaz” demek) de, bilinçdışı düzeyde Thanatos’un iş başında olduğunu gösterebilir.
Freud’un bu kavramı ortaya atmasının sebebi, sadece bireysel davranışları değil, insanlık tarihindeki yıkıcı eğilimleri de açıklamak istemesidir. Savaşlar, şiddet, intihar düşünceleri veya tamamen pasif bir şekilde hayattan elini eteğini çekme eğilimi, Thanatos’un farklı yüzleridir.
Ama işin ilginç tarafı şu: Freud’a göre yaşam (Eros) ve ölüm (Thanatos) dürtüleri sürekli çatışma hâlindedir. Biri üretmeye çalışırken, diğeri yok etmeye meyillidir. Belki de bu çatışma, insan olmanın kaçınılmaz bedelidir.
Sonuçta Thanatos, sadece ölümün değil, huzura kavuşma arzusunun da simgesidir. Bazen yorulduğumuzda “bir durmak, hiçbir şey yapmamak” ihtiyacı hissetmemizin ardında da bu dürtünün sessiz eli vardır.