Carl Gustav Jung’a göre her insanın dışarıya sunduğu bir “maskesi” vardır. Bu maskeye persona denir. Latince’de de “tiyatro maskesi” anlamına gelir. Yani persona, bizim toplumsal rollerimizi yerine getirirken taktığımız yüzdür.
Bir bakıma, “ben” ile “dış dünyanın benden beklediği” arasında köprü kurar. İşte bu yüzden evde, işte, arkadaş ortamında ya da sosyal medyada farklı şekillerde görünürüz. Hepimiz aynı kişiyiz ama her bağlamda farklı bir rol oynarız.
Günlük hayattan örnekler:
- Evde anne ya da baba rolündeyken, iş yerinde disiplinli bir çalışan rolü üstlenmek.
- Arkadaş ortamında esprili ve neşeli, resmi bir toplantıda ciddi ve sakin görünmek.
- Sosyal medyada sürekli mutlu fotoğraflar paylaşırken, gerçekte o kadar da mutlu hissetmemek.
Persona, aslında kötü ya da sahte bir şey değildir. Sosyal yaşamı sürdürebilmemiz için gerekli bir adaptasyon aracıdır. Ancak sorun, maskeyi hiç çıkarmadığımızda başlar. Yani rol ile özümüz arasındaki fark fazla açılırsa, kişi kendini yabancılaşmış hissedebilir.
Jung’a göre sağlıklı bir benlik gelişimi için, persona ile gerçek benliğimiz arasında denge kurmamız gerekir. Toplumla uyum sağlarken kendi özümüzü de kaybetmemek, bu dengenin püf noktasıdır.
Şöyle toparlayalım: Persona, insanın topluma uyum için taktığı maskedir. Maske bazen koruyucudur ama maske ile yüz arasındaki farkı unutursak, bir noktadan sonra aynada gördüğümüz bize bile yabancı gelebilir.