Psikanalitik terapilerde sık duyulan bir kavramdır direnç. Freud’a göre direnç, bilinçdışımızın “oraya girme, yasak bölge!” diye bariyer koymasıdır. Yani kişi bir konuyu konuşması gerekirken, tam o noktada konuyu değiştirmesi, unutması ya da geçiştirmesi… İşte bu, direncin sahneye çıkmasıdır.
Direnç, aslında bilinçdışının güvenlik görevlisi gibidir. Bastırılmış anılar, travmalar veya rahatsız edici duygular kapının arkasında beklerken, direnç “kimseyi içeri sokmam” der. Çünkü o kapı açıldığında kişi duygusal olarak sarsılabilir.
Günlük hayattan küçük örnekler:
- Terapist “Çocukluğunuza dönelim” dediğinde danışanın birden “Bu arada geçen gün televizyonda çok ilginç bir belgesel izledim” diye konuyu değiştirmesi.
- Çözümlenmesi gereken bir sorun olduğunda sürekli “Şu an zamanı değil” diyerek ertelemek.
- Kritik bir hatıra akla geldiğinde birden telefonla uğraşmaya başlamak.
Direnç her zaman kötü değildir. Çünkü zihnimiz bizi korumak için bunu yapar. Ancak uzun vadede direnç, sorunların çözülmesini zorlaştırır. Terapi sürecinde en önemli adımlardan biri, bu direncin fark edilip yavaş yavaş aşılmasıdır. Freud’un deyişiyle, direnci fark etmek aslında terapinin başladığını gösterir.
Özetle direnç, ruhun “daha hazır değilim” demesidir. Kapıyı kapatır ama anahtar yine bizdedir. Doğru zamanda, güvenli bir ortamda o kapı açıldığında, içeride saklananlarla yüzleşmek çok daha mümkün olur.